Kötü Annelik Babalık Yoktur Kötü Ebeveyinlik Vardır!

Çocuk büyütmek özellikle iyi bir insan yetiştirmek bir ebeveyn için en zor şeylerden biridir. Ebeveynler bunu başarılı bir şekilde gerçekleştirmek için çok çalışıyor hatta kendilerini ihmal bile edebiliyorlar. Hayatımızdaki her şey gibi bu sürecin de hem doğruları hem de yanlışları vardır.

HAYATA İLK BAKIŞ

Bir bebek dünyaya geldiği zaman onu en çok seven, sarıp sarmalayan, üzerine titreyen şüphesiz ebeveynleridir. 

Ebeveynler çocuklarını iyi bir şekilde yetiştirmek için ellerindeki bütün olanaklarını kullanırlar. Kendilerini düşünmeksizin hayatlarını onlara adarlar. Uykusuz gecelerin sabahında yine çocuklarıyla uyanır onlarla ilgilenirler iş çıkışlarında çocuklarıyla vakit geçirmek için eve acele acele giderler. Hayatlarındaki zorunluluklar dışında bütün vakitlerini çocuklarına ayırırlar. Ancak bu koşuşturmada unuttukları bir şey vardır; kendileri.

Sizce kalbimiz ilk önce hangi organa kan pompalar? Beyin, akciğerler…

Kalp ilk önce kendisine kan pompalar. Çünkü kendisine kan pompalamazsa yani kendisine bakmazsa diğer organlara da kan pompalayamaz ve elbette onlara yardımcı olamaz.

İşte ebeveynlik de kalp gibidir; önce kendinle ilgilenmeli, kendi ihtiyaçlarını karşılamalısın ki başkasına destek çıkabilesin. Eğer ebeveynler kendisiyle ilgilenmezse bu durum çocuğa da yansıyabilir ve mutsuz bir ortama da sebep olabilir.

GÜNÜMÜZ EBEVEYNLERİ

Ebeveynler çocukları için en ideal olanı hedefledikleri için iş ve yaşam streslerinden sosyal hayatlarına dair yarım saat bile kendilerine vakit ayıramadıklarından şikayetçiler. Bunun sonucunda da kendilerindeki negatif enerjiyi evdeki çocuğa aktararak keyifli vakit geçirdiklerini düşünür. Oysa ki Psikolog Seyhan Türkmen bu konuda

“Halbuki ara sıra kendisi için vakit ayırdığı; açık havada yürümek, bir dostla kahve içmek gibi keyif alabileceği aktivitenin ardından eve döndüğünde çocuğu ile daha kaliteli vakit geçirebilir. Bu durumu çocuğun enerjisinden bile gözlemleyebilirsiniz. Normalde huzursuz, huysuz olan çocuk, ebeveyninden gelen pozitif enerjiyle daha rahat olur” diyor.

AĞLAYAN BEBEĞE İLAÇ: ŞEFKAT

Ebeveynlerin yanıldıkları konulardan biri ‘’ Bebektir daha anlamaz.’’ düşüncesi…

Oysa bir bebek henüz anne karnındayken çevresinde olan bitenleri bilinçli bir şekilde anlamlandıramasa da duygu ve bilgisiyle algılayıp bilinçaltına kayıt eder. 

Ebeveynler ölüm, taşınma, darbe, kavga, evlat edinme gibi olaylarda çocukları için ‘’ Küçüktür, hatırlayamaz o.’’ deseler de bütün bu duygular çocuğun bilinçaltında zaten kayıtlıdır.

Dünyaya gelen bir bebeğin çevresini bir yetişkine göre daha iyi tanımladığını söyleyen Psk. Yalım durumu şöyle açıklamaktadır:

“Örneğin; bir bebek alıştığı rutinin dışına bir günden fazla süreliğine çıktığında strese girer. Hatta bu yüzdendir ki bir bebek ailesiyle tatile gittiğinde, uyku düzeni, yemek düzeni bozulabilir ya da hastalanabilir. Anlamaz diye bakılan bebek, rutinin dışına çıktığı için strese girmiştir. Burada ebeveyni, bebeğine şefkatli ve sakin bir ses tonuyla onun kaygısını anladığını ifade edebilir. İnsanlar stresli olduğunda vücudunda adrenokoortikotropik hormon (ACTH) adı verilen bir stres hormonu salınır. Bebekler içgüdüsel olarak bu hormonu bedeninden atabilmek, rahatlayabilmek için ağlar. Bir bebek de eğer fiziksel ihtiyaç (açlık, altı ıslaklık, ağrı sancı ateş) dışında, stres kaynaklı ağlıyorsa ebeveynin şefkatle bebeğinin sakinleşene kadar kendini regüle etmesine fırsat vermesi gerekir. Bunu dikkatini başka şeylere çekmek, gezdirmek, gibi çocuğun ağlamasını bastırmak yerine şefkatle konuşarak bebeğini korkmuş olduğunu, onun duygusunu anladığını onunla konuşarak, tensel temas etmesi çocuğunun güvende olduğunu bebeğine hissettirmesi gerekir.”

DENEYİMLEYEREK ÖĞRENME

Ebeveynlerin dünyaya getirdikleri bebekleri büyüdükçe zorlandıkları konular da değişebiliyor. Uyku, yemek yememek, parktan eve dönüş, tablet süresi vb. Sorunlar sadece bağzıları. Ebeveynler çocuklarına neyin, niçin yapılması gerektiğini sabırla anlattıkları zamanlarda bazen sonuç alamıyorlar. Ve çocuk yine aynı istenmeyen davranışları sergilemeye devam edebiliyor. Psk. Türkmen böyle durumlarda çocuklarla iletişimin kelimeler vasıtasıyla gerçekleşemeyeceğini söylüyor: 

“Çocuklar somut düşündükleri için sözel ifadeleri anlayamazlar, yetişkin uzun uzun anlattığında çocuğun anladığını zanneder. Halbuki çocuklar deneyimleyerek öğrenir! Bir çocuğa defalarca “Sıcak dokunma yanarsın” desek de ama çocuk yine yeniden o sıcak nesneye dokunmaya çalışır. Burada ebeveyn kendi kontrolünde çocuğunun elini tutarak o sıcağı deneyimlemesine fırsat vermelidir. Çocuğun o nesnenin tehlikeli olduğunu deneyimleyerek öğrenmesi ebeveyni tarafından defalarca anlatılmasından daha etkilidir.”

SINIR KOYMAMANIN KÖTÜLÜĞÜ

Psk. Türkmen, ebeveynlerin çocuklarına 24 aylık olduktan sonra sınır koymaya başlayabileceğini söylüyor. Sınırlar ve bu sınırlardaki kararlılığın çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlayacağının altını çizen Psk. Türkmen, 

“Bir çocuğa sınır koymamak ona yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bir ebeveyn bir gün çocuğun sevmediği bir yemeğin yerine alternatif yemek yapabilirken başka bir gün o yemediği için çocuğuna kızabilir. Çünkü insanın doğası gereği bazen ebeveynin duyguları da doğal olarak istenmeyen seviyelere ulaşabilir. Bunun önlenmesi için sınırların olması ve bunda istikrar sağlanması gerekir” diyor.

ÜÇ ADIMDA KURALLARI ÖĞRETME

1-   AYNALAMA

Ebeveynin bir olaya çocuğun bakış açısıyla bakmasıdır. Çocuk neden denileni yapmıyor, neden bu tepkiyi veriyor sorularının cevabını öğrenmek isteyenler için Psk. Türkmen:

“Cevapları tahminen bulduğunuzda çocuğunuza onu yargılamadan anladığınızı, onun dilinden ifade edin. Yargılanmadan anlaşıldığını hisseden her birey iletişim kapılarını açar. Burada çocuğa asla “Neden? Niçin?” gibi sorular sormayın. Aynalama aşamasında çocuğunuzu anladığınızı, kabul ettiğinizi hissettirebilirsiniz. 

2-   SINIR KOYMAK

İkinci aşama olan sınır koymak ihmal edilmemeli. Kendinden emin ve kararlı bir ebeveyn olarak en fazla bir cümlelik olması gereken kuralı da net bir ifadeyle belirtmek gerekir.

3-   SEÇİM HAKKI

Çocuğunuza seçim hakkı tanıyın. Ona ‘sen’ dili kullanarak negatif ya da pozitif seçim hakkı verilerek yaptığı seçimin sorumluluğunu deneyimlemesine imkan sağlamalıyız.

Şunu unutmayın ki ebeveyn ile çocuk arasında demokratik bir ilişki yoktur. Hayata doğru ya da yanlış mekanizması henüz belli bir olgunlaşmaya gelmemiş bir çocuğun’ ben sadece çikolata yiyeceğim’ demesi üzerine ebeveynin onu tercihlerine izin vermesi gibi bir demokrasi beklenemez.

Kötü anne babalık yoktur ama kötü ebeveynlik vardır. Çocuklarımıza tamamen iyi niyetle yaptığımız doğru bildiğimiz davranışlar onlara uzun vadede zarar verebilir. Çocuklara sınır koymak ama bu sınırı olması gerektiği gibi koymak gerekir.

Kaynakça


Elif Çekingen- Kötü Annelik Babalık Yoktur Haber Bülteni

YORUMLAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.